10 Ocak 2013 Perşembe
Sevgili okuyucu
Sizlere hiç bıkmadan saatlerce oynadığımız o güzel oyundan bahsedeceğim.
Size Çiğdem'i anlatacağım.
Çiğdem kuzenim Melike ile benim aramızda sır gibi sakladığımız başka kimselere
anlatmayıp sadece ikimizin oynadığı bir oyundu.
Melike benden hep uzaktaydı şu anda olduğu gibi.O zamanlarda ise Şanlıurfa'daydılar.
Ben ise Gaziantep'de ama onlar her cuma günü Gaziantep'e gelir cumartesi akşamı
dönerlerdi.
Biz her cuma ikimizinde büyük bir sevinçle söylediğimiz ''Aho Dedem'' lere giderdik.
Melike'lerde gelirlerdi.
Gaziantep'de eski Antep evi olarak adlandırılan evler var ve bizim Aho Dedemizin
evi de öyleydi.
Bu evi aklınızda canlanmasını istiyorum.
Evin avlusu var Gaziantepliler buraya ''HAYAT'' adını veriyor.Avlunun ortasında
havuz var ama nedense şu yaşıma kadar o havuzu bir kere bile su dolu görmedim.
Evin büyük bir odası var orada oturuluyor her zaman,üstü dam o odanın karsısında
balkonu olan bir ev gibi bir yer var. Bu iki yeri merdivenler birleştiriyor.
Sanırım yeterince açık bir şekilde anlattım...
Çiğdem nedir nereden gelmiştir neden adı Çiğdem'dir ?
Çiğdem başlarda da söylediğim gibi oyunumuzun adı.
Melike'nin adı hep oyunda Çiğdem olduğu için o yüzden adı Çiğdem'dir ve hep öyle
kalmıştır...
Biz kar demeden kış demeden her cuma akşamı bu oyunu oynardık...Sıkılmadan
büyük bir zevkle sanki cuma günü Melike değilde oyunumuz gelecekmiş gibi onu
beklerdim.
Çiğdem aslında çok basit bir oyundu Melike Çiğdem olur hayali kahramanız Emre
olur bende bunların arkadaşı olurdum.
Her cuma günü oyunda adımı değiştirir eğlenceyle oynardık.
Herkes içeride oturmuş sohbet edip eğlenirken bizde o avluda çok mühim
bir iş yapıyormuş gibi oyunumuzu oynardık...
Aslında o avluda neler yaşandı neler...
Ne insanlar gördü o avlu.
Ne ağıtlara tanıklık etti.
Kaç gelin geldi o avluya kaç torun geldi.
Ne kahkahalar atıldı o avluda.
Ne cenazeler çıktı o avludan.
Ne karne sevinçleri ne yemek davetleri.
Ne bayramlar yaşandı o avluda.
Ne yeni elbiseler giyildi o avluda.
Ne aşklar başladı ne aşklar bitti o avluda.
Ne sırlar yaşandı o avluda...
Bizimde o avluya gömdüğümüz en büyük sır bu oyun işte...
Bizi birbirimize bağlayan kenetleyen o oyun.
Gel gelelim neden bu kadar basit bir oyun sır bizim için ?
Bir cuma akşamı oyunumuzu doya doya oynamış biraz da üşümüş olacağız ki
ailelerimizin yanına o salona gittik...
(Biz hiçbir zaman yazın bu oyunu oynamadık çünkü yazın herkes sıcak diye avluda
otururdu bizde kimseler duymasın bilmesin diye kışın oynardık.)
Bizim bir köşemiz vardı sobanın tam arkası duvar dibi...
O koskoca odada bize ayrılan o yer yok mu,o yer bizi öyle mutlu ederdi ki
anlatamam sanki orayı bize ayırmaları bir kabulleniş bir mutluluktu bizim için.
Yine o köşemize oturduk ve Melike'ye dedim ki bu oyun bizim sırrımız olsun
bunu bizden başka kimse bilmesin ve bu oyunu biz sadece birbirimizle oynayalım
Melike bu fikri sevmiş olacak ki hemen kabul etti.
Ve orada birbirimize söz verdik.
Ve tuttukta...
Ne birisine anlattık nede başkalarıyla oynadık Çiğdem'imizi...
Bugün yazıyorum ama aradan yıllar geçti ve Melike'm bunu okuyunca çok mutlu
olacak çünkü o bu sefer sadece benden değil tüm ailesinden uzakta.
İkimizde büyüdük...
Biz büyüdük ama değişen pek bir şey olmadı.
Değişen tek şey Aho Dedemizin yokluğu...
Seni seviyorum Aho Dede.
Her adını andığımda gözlerimden yaşlar aktığı için daha çok seviyorum.
Bize bu güzel zamanları yaşattığın öyle bir ev yaptığın için daha çok seviyorum.
İyi ki varsın GEÇMİŞİM.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)